06 Ağustos 2007

Son Bir Yılda Gördüklerimiz



Sevgili dostlarım,
Son bir yılda neler gördük? Neler görmedik ki desem daha doğru olmaz mıydı?

Bu işe başladığımda daha küçücük bir çocuktum. Bahçesinde Vita yağ tenekeleri içinde sardunya yetiştiren, dalları penceremi tıkırdatıp geceleri beni korkutan ağacın vişneleriyle kokulu reçeller yapan, anlattığı masallarla beni ve mahallenin tüm çocuklarını kahkahalara boğan ananem terziydi. Bu yüzden evimiz her daim etek, pantolon, kışlık kaban, düğün dernek için süslü elbiseler diktirmek için uğrayan kadınlarla doluydu. Yine birgün, hafif bir yaz esintisiyle sardunyaların ve gönlümüzün şenlendiği bir akşamüstü, oğlu bir aya evlenecek olan Hadise Teyze, elinde acı yeşil üstüne krem çizgili bir kumaş, kumaşa uygun iplik ve etek ucuna dikilmesini düşündüğü açık yeşil güpür ile, sıcaktan ve yürümekten soluk soluğa kalmış, çıktı geldi. Gerdanı üç boğum, göbeği beş boğum olan bu Hadise Teyze, kuru mu kuru ananeme hiç benzemese de, her daim al al olan yanaklarını, içten ve gürültülü kahkahasını, kısacası şişmanlara özgü neşesini çok severdim. Ananemle onu içeri buyur ettik ve vişne ağacının altındaki masaya bir sandalye daha çektik. Ne içersin Hadise? / Canım burnuma geldi sabah beri, bir orta bir kahve yapsın da Fikret içeyim. Mutfağa girdim, kahveyi ocağa koydum, penceredeki tül perde hafifçe uçuştu, perdeyi sıyırdım, camın önündeki çiçeklerle konuştum, kahve neden kısık ateşte pişirilir ki diye düşündüm, sıkıldım. Durduğum yerden onları göremesem de dediklerini işitiliyordu. Gelinim pek hamarat. Geçenlerde oğlan çeyizini götürmeye evlerine gittim. Her yer pırıl pırıl. Koltukların altına yumak mı yuvarlamadım, pencere pervazlarını mı parmaklamadım, zerre toz yok. Yemek de biliyor. Altı çeşit pasta yapmış, tuzlusu ayrı tatlısı ayrı. Bir de üzüm şırası getirdi yanında çaydan sonra. Onu bile kendi yapmış. Ananem az konuşurdu, çok dinlerdi: İyi bari oğlun şanslıymış Hadise. Maşallah bir yastıkta kocasınlar. / Ah bi görsem o günleri de başka da birşey istemem. Hah, yaptın mı kahveleri kız, köpük de bilirmiş, ananene çekmişsin. Hadise Teyze kahveyi üç yudumda bitirdi, sonra da fincanı tabağa kapatıp iri göğüslerinin hizasında tutarak çevirdi: Neyse halim çıksın falim. / Hadise kapattın da kim bakacak o fala/ Sen bakarsın kız, elinden her iş gelir senin dedi Hadise, sonra da ananemin karşı çıkışlarını dikkate almadan yeni dünürlerden bahsetti bir süre. Ben masanın yanındaki mindere kıvrılmış, her zamanki gibi ağacın dallarını saymaya çalışıyordum. Bir yandan da ısrarla bacağıma konmayı sürdüren bir kara sinekle uğraşıyordum ama aslında şu fal olayına takılmıştı aklım, zira bizim evde ilk defa fal kapanmıştı. Hadise Teyze parmağını fincana koydu, soğuduğunu anlayınca ananeme uzattı. Ananem bu sefer oldukça kararlı bir şekilde, tövbe elime almam, günah dedi. Hadise Teyze fincanı ananemin eline tutuşturmaya çalışıyor, ananem ittiriyordu. Yaklaşık beş dakika süren bu itiş kakışı ananem kazandı, suratı asılmış Hadise Teyze bakmazsan bakma aman, ölmedik diyerek fincanını kendi açtı, bir iki dakika konuşmadan telvenin orasını burasını inceledi, ara ara kendi kendine mırıldandı: şu yol mu ki, bak göz var galiba evimizin üstünde. Aman aman, gözü kalanın gözü çıksın. Şu bizim gelin mi ki, torun mu ki...... Nedense o an kendimi tutamadım, ayağa kalktım, kadının kucağına oturdum: Hani ben de bakayım Hadise Teyze. Kadın işaret parmağıyla bana gördüklerini gösterdi. Ama benim gördüklerim bambaşkaydı. Ne yol yola ne gelin geline benziyordu. Evet bir torun vardı, ama gelinin karnında ve ölüydü. Dudağımı ısırmıştım, gözlerim büyümüştü. Ne oldu kız Fikret, yüzün sapsarı oldu dedi Hadise Teyze. Ben dedim, başkaca şeyler gördüm teyze, ama söylemem. / Söyle kız, ne gördün cimcime. Fal da mı bilirsin sen / Yok be Hadise, bacak kadar çocuk ne falı bilirmiş. Girme çocuğun aklına, gel kuzum sen buraya bakayım, gel de bana şu teyelde yardım et. / Dur be Fatma Abla iki söyleyiversin çocuk. Çocuk bu, daha ergen değil, ona günah yazılmaz hem. Hadi Fikret, ne gördün bakalım diyiver.

Çocuktum ben. Ne gördüğümü nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Hem gördüklerimin şu yaşadığımız hayatta gerçekten olabileceğini hiç bilmiyordum daha. Ama yine de dedim ki:

Burda bir kadın var. Kahverengi uzun kıvrık saçlı, zayıf, boyu uzunca /hah benim gelin o işte/ bu kadının karnında bir bebek var / ay torun gelecek/ bu bebek...bu bebek kadının karnında. /eee tamam/ ama öyle değil teyze, yani kadının şimdi karnında, sonra değil. Şimdi, hala karnında. Ölsün diye uğraşıyor, çok kederli. Şimdi daha olmamış ama olacak. Allaha çok dua ediyor ölsün diye ve ölecek. Kadın bunu anlayamayacak. Anlamadığı için o da....hastalanacak. Bir adam var, çok üzülecek. Bir kadın var, şişman ve güleç. Etek giymiş, oynuyor. Ama sonra o da çok üzülecek. Bebeğin babası kadından hesap soracak, ama kadın hastalığından kurtulamadığından..../SUS diye bağırdı ananem. Yerinden fırladığı gibi beni teyzenin kucağından indirdi, suratıma okkalı bir tokat atıp evin içine sürükledi. Hadise Teyze dağılmıştı, şaşkındı. Ananem: çocuk işte, uyduruyor Hadise. Hep sen soktun bunları aklına, fal mal bilmezdi o diyordu sürekli. Sonra kadın apar topar kalktı. Böylece, bir falın insanların ruh halini bir dakikada nasıl da değiştirebileceğini daha en baştan öğrenmiştim.

Çocuktum ben. Kim bana inanacaktı. Ama bir ay içinde söylenenlerin hepsi çıktı. Oğlanın düğününden iki hafta sonra, gelinleri sancılandı, doktora götürdüler, kadının iki aylık bebeğinin, nur içinde yatsın, iki haftadır ölü olduğunu ve kadını zehirlediğini söylemişler. Hadise Teyze, oğlu, dünürleri herkes çok üzüldü, herkes perişan oldu ve gelin de yavrusuyla birlikte göçtü gitti. İşte benim yedi yaşıma uzanan maceram böyle başladı sevgili dostlar. O günden sonra ananemin evi terzi için gelmiş numarası yapıp hep fal baktırmak isteyen kadınlarla dolmaya başladı. Ancak ananem hayattayken, kendi evinde bana bir daha fal baktırmadı. Ben de kendimi tuttum ve şu yaşıma kadar bakmadım. Fakat geçen sene onu yitirdim. Koca evde ben, sardunyalar ve vişne ağacı, bir başımıza kalakaldık. İlk başta başsağlığı dilemeye gelenlerin de ayağı bir süre sonra kesildi. Ben de fal bakmaya başladım. Ev dolsun, insanlar gelsin, tek başıma bu yaşımda delirmeyeyim diye...

Son bir yılda neler gördük sevgili dostlarım? Bunu genç ve daha binlerce falla bulanmamış hafızamla size aktaracağım.

Son bir yılda, bizden medet uman, ağzımızdan çıkan iyi şeylere inanan, kötü şeyleri unutan, iyi sözlere matah etmeyen, kötü sözlerde yüzü kararan, dilekleri birbirinin aynı- yani mutlu olmak – olan insanlar gördük. Ve bundan daha çok, biz, mutsuz insanlar gördük. Mutsuzdular, çünkü merak içindeydiler. Gelecekte ne olacağını bilememenin ve sabretmek yerine açgözlülük yaparak önceden öğrenmenin verdiği mutsuzluğun içindeydiler. İyi sözler birkaç hafta/ay/yıl sonra çıktığında, hiç bilmediklerinde şaşıracakları kadar şaşırmadılar. Hiç bilmediklerinde mutlu olacakları kadar mutlu olmadılar. Ama kötü şeyler gerçekleştiğinde, bunları hiç beklemiyorlarmış gibi feryat ettiler. Acı, önceden geleceğini bilsen bile çekilir.

Son bir yılda başka neler gördük sevgili dostlarım? Kocasını aldatan kadınların kocalarının da yıllardır onları aldattığını gördük, başkasının hakkını yiyen ama bunu düşünmediği için vicdanı rahat insanlar gördük, başkasının ahını aldığından yüzündeki nur çoktan gitmiş fakat yine de hep kendini haklı gören deliler gördük, kendinden zayıfa eziyet eden ve buna hak gören kibirli insanlar ve bu insanları ezen daha kibirli insanlar gördük, doğruyu bilip söylemediğinde yüzü bile kızarmayan kaynanalar, kaynanaları ölsün diye dilek tutan gelinler gördük, içkici, ayyaş, küfürbaz kocalar ve bu kocalara büyü yaptırıp yola getirmeye çalışan kadınlar gördük. Kısaca, yalan içinde yaşanan hayatlar gördük.


Ama son bir yılda iyi insanlar da görmedik mi? Gördük. En azından, benim bahçesi sardunyalı evime gelen mahalle dostlarım – ki bunlar manavın, kasabın, bakkalın, erkek terzinin ve iki sokak aşağıdaki toplu konutun kapıcısının karılarıdır, işte onlar dürüst ve doğru insanlar. Onlar ki falı “aman kötü birşey çıkarsa söyleme kız” diye kapatırlar, güzel laflar ettiğimde boynuma atılıp “hadi inşallah” derler, çok büyük laflar etmeme gerek duymazlar, para istemediğimden gelirken bahçelerinden topladıkları meyveleri getirirler, arada da bana fal bakıp telvemde kısmet görürler. Bence bir hayat ne kadar basitse o kadar temiz oluyor. İşte, bunu gördük.

Biliyorum, içinizden bazıları daha ciddi sözler edeceğimi, ülkedeki ekonomik sorunların insanlara nasıl yansıdığı ya da falda en çok çıkan şekillerin yüzdelere göre dağılımı hakkında konuşacağımı düşündü. Peki bunlar ne işe yarayacak? Zaten bildiğimiz ve her seferinde bizi bunaltan onca şekli burda sizlere tekrar etsem ve yirmi falcıyla yapılan zayıf araştırma sonuçlarını aktarsam, bunlar bize gerçeği mi gösterecek? A falcısının falları %70 çıkmış, B falcısının ki %80 çıkmış, ortalama % 60 falda olacağı öngörebiliyoruz desem, bu bizim mesleğimizi daha bilimsel ve saygın mı yapacak? Hayır. Bence bizim mesleğimizin devamı, malesef, insanların mutsuz olmasına bağlı. Ancak mutsuzlar para verip bize gelir, ve bu, konuşmamın ortasında da bahsettiğim gibi, son bir yılda en sık gördüğümüz şeydir.

Fikret Sema Gülçam