04 Haziran 2009

KırmızıDivan'da Mutsuz Bir Gece


Cenk o akşam KırmızıDivan’da değildi. Oraya gittikten yarım saat sonra yeni pabuçlarım sağ ayağımın cici parmağını vurmaya başladığında da o gece gelmeyeceğini anladım. Kötü başlayan herşey kötü gider...Herşeyin mükemmel olacağı o gece bu gece değil. İşte bu nedenden dolayı Sayın Yargıç, ben NER, yani kendimin mütemadiyen savcısı ve sancısı, evet ben Ner, bu gece beraatimi talep ediyorum. Şu pabuçlardan, şu ne çok açık ne çok kapalı tam kararında göğüs dekoltesinden, kırmızı rujumdan beraat etmeyi talep ediyorum Sayın Yargıç. Kabul edilmiştir.


Tuvalete gittim, ruju kalın bir peçeteyle sildim, topuzumu açtım, saçlarım omzumun üstünde çalı süpürgesi gibi dağılınca rahatladım. Sonra koridora döndüm, resmin karşısına oturdum, pabuçlarımı çıkardım, bir sigara yaktım.


Nedense resim bana çok sıkıcı göründü o an. Haftalardır uğraşıyordum ve sonuçta bulduğum birkaç dizeden ibaretti. Kaldı ki sanki Cenk’in, yani kalbimi kuş gibi çarptıran tanımadığım bir adamın o gece gelmeyişi, kendi kendime oynadığım şu küçük oyunların da diğer herşey kadar özelliksiz olduğunu, benim anlam yüklediğim herhangi birşeyin aslında gerçekte oldukça anlamsız olabileceğini acıyla hatırlatmıştı bana. Yine de sigara bitene kadar sabrettim ve en sonunda eteğin soldan beşinci kıvrımında şu kelimeleri seçtim : “gümüş bir”.


Pabuçlarım elimde, cici parmağım rahatlamış olarak bara geri döndüğümde masama geçerken Barmen Ali’yle göz göze geldik. Ali önce elime, sonra gözüme, sonra çıplak ayaklarıma ve sonra yine elime bakıp muzip muzip gülümsedi ve “bahçeden mi yine Nermin Hanım?” diye sordu. Yüzüne soru soran, ne demek istediğini anlamadığımı belirten bütün o tek kaş havada, gözler hafif kısılmış, dudaklar somurtmuş hallerimle baktığımda, Ali de bir an ne yapacağını şaşırdı, “neyse, size iyi eğlenceler” diyip ilerledi. “Dur” dedim. Durdu. “Neden bahçeden mi diye sordun? / Pabuçlarınızı çıkarmışsınız / Hmm, peki neden yine mi bahçeden dedin? / ...../ Ne demek yine mi Ali? Ben bu bahçeyi daha ilk geçen gün gördüm. Üstelik pabuçlarım da ayağımdaydı o gün. Yine mi ne demek? / Ben...karıştırdım galiba Nermin Hanım. Bir müşterim, sizden iyi olmasın, hep bahçeye çıkar, yalınayak dolaşır sonra böyle ayakkabılar elinde içeri girer. Onla karıştırdım, kusura bakmayın / Peki.


“Peki” dedim sadece. İkna olmuşum gibi ağızdan çıkan bir peki!


Masaya geri döndüğümde bizimkilerin o çok sevdiğimiz oyuna, Arda’nın adını “Unutulmuş / Unutulacak / Unutulmayacak ve Unutulması İsabet Olacak Şeyler” koyduğu oyuna başlamak üzere olduklarını gördüm. Bu aslında tam olarak bi oyun değildi. İlk Arda farketmişti: Alkolden, sigaradan ya da bu barın bize yaptığı artık her ne ise ondan kafamız iyice dumanlandığında, içimizden biri bir hikaye anlatmaya başlıyordu hep. Neden ve nasıl başladığını, konunun oraya nasıl geldiğini daha sonra kendimizi zorlasak da hatırlamadığımız bütün bu hikayeler, çoğunlukla sahip olduğumuz arazlarla ilgiliydi. Belki de bu yüzden günah çıkartır gibi anlattığımız bu öykülerin, ertesi gün bölük pörçük hatırlanması iyiyidi.


Arda bizim bunu düzenli olarak yaptığımızı farkedince, buna bir isim koymak gerektiğine karar verip, yukarıdaki ismi bulmuştu işte. Her oyunun olduğu gibi bunun da kuralları vardı. Örneğin anlatılan şeyi sonradan anlatıcının yüzüne vurmak yasaktı. Çok şaşırmak, aşırı tepkiler vermek yasaktı. Öykü devam ederken araya girip soru sormak yasaktı. Öykü bittikten sonra ise, şayet çok gerekliyse, sadece birer soru sorma hakkınız vardı. Zira anlatıcıyı anlattığına pişman etmemeliydiniz. “Yargılanmadığımızı, yadırganmadığımızı bilerek anlatmalıyız” derdi Arda. Böylece mahrem bütün anılarımız, yaşantılarımız sonradan parça parça hatırlanan bu hikayelerle iç içe geçer, bize göre yine de anlamlı bir bütün oluştururdu.


Zer “Haydi Ner, çabuk çabuk, hemen biranı söyle, bugün Güz anlatıyor” dedi.

“Birşey soracağım çocuklar, lütfen doğru söyleyin, ben daha önce, sizden önce, buraya geliyor muydum?”.

Yüzlerdeki gülümsemelerin, içe çekilen sigara dumanlarının, ağza götürülmekte olan biraların donduğu, kısacık bir an oldu. Sonra üçü birden “yok canım, aaaaa nerden çıkardın, olur mu öyle şey” gibi şeyler söylemeye başladılar. Ve ben o an anladım ki, buraya evet daha önce gelmişim. Böylece ağzımdan o geceki ikinci “Peki” çıktı.


“Peki tamam. O zaman başla bakalım Güz.”

Güz donmuş gülümsemesini gevşetti, Arda sigarasını üfledi, Zer birasından bir yudum aldı.

“Tamam o zaman, başlıyorum. Size eski sevgilime büyü yaptırdığımdan bahsetmiş miydim?”.