Gözlemci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gözlemci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Temmuz 2008

GÖZLEMCİ / Ortadaki Adam


Adam hem birini bekliyor hem de birini bekletiyor gibiydi.
Kolundaki saati 20'şer saniye aralıklarla sinirli sinirli her kontrol edişinde sigarasından derin bir nefes daha çekiyor, sonra elini cebine atıp telefonun çıkaracak oluyor ve hemen sonra vazgeçip yine saatine kitleniyordu.
Arkasına baksa... oturduğu bankın arkasına, Arçelik ve Bosch Bayii'nin dükkanın önüne attıkları taburelere oturmuş dertsiz tasasız tavla oynadıklarını ve yarım saattir tek müşterinin bile gelmemesinden oldukça mutlu olduklarını görebilirdi.
Yukarı baksa güneye giden bir uçakla kuzeye giden bir uçağın havada bulutları yararak oluşturdukları eğri çarpı işaretini fark edebilir ve bu ona çocukluğundaki çizgifilmlerden birinde gördüğü "buraya girilmez" işaretini hatırlatabilirdi.
Sağa baksa, ağaca yaslanmış olan bir kızın elindeki mektubu yüzünde merakla şaşkınlığın karıştığı bir ifadeyle okuduğunu ve dudaklarının kenarlarının az sonra ağlamaya başlayacakmış gibi büzüldüğünü görebilirdi. Ve hatta çok gayret ederse, başı aşağı doğru uzanmış olan mektubun ilk birkaç satırını bile okuyabilirdi:
".............
Burası bugün istemeden gelin olan bir kızın hıçkırığı gibi sessiz ve ben hala kitabıma bir isim bulamadım. Aklımda hep Cansever'in mavi kitabındaki isim: "Onlar, O Hiçbir Şeyden Yapılmamış Adamlar/ Üşümüş, Yorgun ve Bütün Gün Adres Soranlar". Birgün böyle bir cümle yazabilecek miyim dersin?........."

Ve sola baksa bakkalın önüne yanaşmış kamyonun içinde duran bir adamın, her biri en az 7 kilo olan karpuzları aşağıdakine, aşağıdakinin de bakkalın önünde bekleyen üçüncü birine, elden ele ve ustalıkla nasıl aktardıklarını, bu sırada bir karpuzun bile ziyan olmadan nasıl bakkalın önüne yığıldığını ve üç adamın aynı anda bakkal sahibiyle karpuzların kilosunun kaça olduğu üzerine küfürlü ama keyifli bir sohbet yürüttüklerini de görebilirdi.

Ama o, yani ne sağa ne sola ne yukarıya ne aşağıya bakan adam, saat tam 6.05'te karşıya baktı. Bir kadın, kırmızı topuklu pabuçlarıyla hızlı hızlı yürüyordu karşı kaldırımda. Çantasına yapışmış ve kafasını önüne eğmiş... Güzelce.
"Leylaaa" diye bağırdı adam.
Kadın yürümeye devam etti.
"Leylaaaa" diye koştu adam arkasından....
Kadın yürümeye devam etti.
Belli ki durmayacaktı Leyla. Belli ki hep koşacaktı adam.

30 Haziran 2008

GÖZLEMCİ / Mutsuz Çocuğun Mutlu Çocuğu Gördüğü An


Mutsuz Çocuk, ki biz ona bu kısa yazı boyunca MÇ diyelim...
MÇ Mutlu Çocuğu, ki biz ona bu kısa yazı boyunca Ahmet diyelim...MÇ Ahmet’i görür görmez onun farklı olduğunu anladı. Kendisi diğer çocuklar gibiydi. Tetrisi ve bisikleti vardı. Ahmet de diğer çocuklar gibiydi. Boya kalemleri ve sırtından düşen bir çantası vardı. Aslında diğer çocuklar ne Ahmet ne MÇ gibiydi. Zaman zaman mutlu zaman zaman mutsuzdular.

MÇ Ahmet’i görünce döndü bi kendine bi diğerlerine baktı.
Çok küçüktü...İşlemleri aklından değil abaküsle yapıyordu hala. Küçüktü ama yine de düşündü MÇ:
“Bu çocuk benim arkadaşım olabilir mi?”
MÇ böyle düşündü çünkü mutlu ve mutsuz bir araya gelince ikisinin de biraz diğerleri gibi olacağını sandı. Bi Ahmet’e bi diğerlerine baktı bu sefer.
Gitti, Ahmet’in yanına oturdu.

Ahmet iştahla bir elmayı dişliyordu. Birden ısırdığı yerden derinlere doğru yol boyu uzanan bir delik gördü. Üşenmedi, yavaş yavaş, oradan buradan küçük küçük kemire kemire yolun sonuna geldi. Elmanın siyah çekirdeklerinden birine kıvrılmış yeşil kurtçuğu görünce gözleri parladı Ahmet’in.
MÇ de gördü kurtçuğu ve yüzünü buruşturdu.
Henüz tek kelime etmemişlerdi.

Ahmet bir kibrit kutusu buldu yerden. İçini elma kabuğu ve yaprakla doldurdu. Kurtçuğu özenle alıp kibrit kutusuna, kutuyu da nasılsa birkaç senede büyür diye iki beden büyük alınan bol pantalonunun cebine koydu.
MÇ Ahmet’in mutlu ve tuhaf olduğunu düşündü.
“Mutluluk için tuhaf olmak gerek” dedi içinden.
O an çok basit buldu kendini. Oysa çok küçüktü MÇ. Kendini basit bulamayacak kadar küçük.
Ahmet döndü MÇ’ye baktı birden.
MÇ “Ben MÇ” dedi.
Ahmet “Ben Ahmet” dedi.
“Kurtçuğu ne yapacaksın” diye sordu MÇ.
“Kurutup defterime yapıştırıcam” diye yanıtladı Ahmet.
Sonra bir top geldi uçarak yanlarına. İkisi de aynı anda fırlayıp topa hamle yaptılar ve kafa kafaya çarpıp yere düştüler.
Güldü Ahmet. Güldü MÇ.
Sonra öğretmenleri gelip ikisini de revire götürdü.
Ve ben... gerisini bilmiyorum. Öyle bir andı. Okulun parmaklıkları arkasında sigara içimlik bir an.

Resim: Tinkerball- A Big Giggle / Disney