Falcılar Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Falcılar Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2007

Kahve Molası: 10.45- 11.00


Ben Nurten.
Fikret Hanım’ın konuşması bittikten sonra saatime baktım: 10.43. İki dakika sonra dışarıya çıkıp kahve/çay kuyruğuna gireceğiz ve herkes birbiri ile tanışacak ve insanlar ilk kiminle göz göze geldilerse bütün toplantı boyunca hep o kişilerle olacaklar....diye düşündüm. Zira teyzemin kızı Elif öyle söylemişti: “Kongrelerde kahve molası çok önemlidir. Bir de sunumlar bittikten sonra soruların alındığı beş dakikalık bölüm. Orada akıllıca bir soru sorarsan ya da güzel bir yorum belki, alanın en ünlüleri seni aklının bir köşesine yazar muhakkak”. Alanın en ünlüleri....Fikret Hanım hüzünlü/büyük gözlerini açıp sorusu olanları görmek için salonu boydan boya tararken, ben de en ön sıraya oturmuş ve elleri çenelerinde ya da gözleri yere/sahnedeki masaya/uzaklara bir yerlere kitlenmiş ve her hallerinden bu konusmadan rahatsız oldukları belli olan falcılara baktım uzun uzun. İşte alanın en ünlüleri. Az önce şimdiye kadar duyduğum en dokunaklı ve güzel hikayelerden birini dinlemiş olan ben ve bu hikayenin anlatıcısını nereden ve nasıl yargılayacaklarını planlayan alanın ünlüleri.
Fikret Hanım orta sıralarda oturan gençten bir adama söz verdi ilkin. Adam dedi ki:

- Ben Samim. Buraya Erzincan’dan geldim ve evimde fal bakarak hayatımı kazanıyorum. Sadece şunu söylemek istedim, anlatıklarınıza büyük ölçüde katılıyorum. Biz malesef insanların mutsuzluğundan besleniyoruz. Ama lütfen, siz buna bu kadar kederlenmeyin. Zira biz o mutsuzluğu besleyen kişiler değiliz. Bilakis, insanlar bizden çıktıktan sonra daha umutlu oluyorlar bence. O yüzden daha iyimser olmanızı bekliyorum sizden. Yoksa bu meslekte mutlu olamazsınız ve nereye baksanız gördüğünüz tek şey bu olur. Teşekkür ederim.

Samim’in adı gibi samimi konuşmasını dinler dinlemez, adamın Fikret Hanım’a birden aşık olmuş olabileceği ihtimali bana oldukça kuvvetli göründü. Fikret Hanım – ki ona artık Fikret diyeceğim- derin bir nefes aldı, hafifçe gülümsedi ve dedi ki:

- Ben, sandığınızın aksine, çok mutluyum. Yaşadığım yerde, durduğum yerde, az ve öz hayatımla, inanın ki, bu salondaki herkes kadar ve bazılarından çok daha mutluyum. Evet, kederli bir duruşum var. Ama bu sizi yanıltmasın, ben çocukken de böyle bakardım ve o zaman da çok mutluydum. Mesleğimize gelince; insanlara umut verip vermediğiniz ne kadar vicdanlı/açıksözlü/dürüst olup olmadığınıza göre değişir. Falda gördüğünü çarpıtmadan anlatan bir falcı kimi zaman da karşısındakini öncekinden daha büyük bir dertle gönderir. Bu yüzden bence falcı olarak bize gelenlere karşı büyük bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk da çok önemli bir soruyla birlikte geliyor: Doğruyu söylemeli miyiz?

Üçüncü sırada oturan şişman ve sevimli kadın elini kaldırdı birden:

- Evet çocuğum, sorduğun önemli bir soru. Fakat söylesek ne olur söylemesek ne olur. Herşey olacağına varmaz mı zaten?
- Ama biliyorsunuz “kendi kendini doğrulayan kehanet” diye birşey var.
- Çocuğum, bunlara inanmamı beklemeyin. Kehanet yok, Kader var. Çatlasanız da değişmez. Bazen kötüyü söylemek kişinin bu kadere daha erken alışmasını bile sağlar. Bir nevi hazırlık gibi. Siz alanda çok yenisiniz. Lütfen, iki ay sonra açacağım sertifika programına gelin. Orada neyin nasıl söyleneceğini harfi harfine anlatıyorum.

Şişman ve sevecen kadın lafını bitirir bitirmez salondaki birkaç kişinin yüzüne baktı ve hepsi büyük bir sükunetle başını sallayarak kendisini onayladı. Bu kişilerin daha önce bu kadından kurs almış sertifikalı falcılar oluğunu hemen anladım ve bizden havalı duruşları o an anlam kazandı.
Fikret belli ki kadını kırmak istemiyordu; ama yine de dedi ki:

- Sağolun, ama ben hala sizin gibi düşünmüyorum. Daha çocukken baktığım falda gördüklerimi dosdoğru söylediğim Hadise Teyze’nin de kaderine erken alıştığını ve söylenenler çıktıkça daha az acı çektiğini düşünmüyorum. Fakat birgün böyle birşeye ihtiyaç duyarsam muhakkak gelirim.
Kadın sen bilirsin der gibi çevirdi başını ve hem Fikret hem de ben bu kadının şişman ve sevecen değil şişman ve sevecen görünmeye çalışan biri olduğunu hemen anladık.

Fikret salonu tekrar süzdü: Başka sorunuz yoksa artık kahve molasına çıka...

- "VAR” diye bağırdı önde oturanlardan biri.
Kaşları hala çatık, eli hala çenesinde ve hızlı hızlı soluyan bu kadının kim olduğunu bilmiyordum; ama ne söyleyeceği belliydi:

- Sen kim oluyorsun da oraya çıkmış bize ahkam kesiyorsun? Yaşın küçük, elin ayağın tutuyor, uğraşır didinir en güzel araştırmayı yaparsın diye sana bu sunumu yaptırmak istedik. Sense çıkmış saçma sapan konuşuyorsun. Sen daha kaç senelik falcısın da sadece mutsuz olanların bize geldiğine kanaat getirdin? Gerçeklerin ne zaman söylenip ne zaman söylenmeyeceğini senden mi öğreneceğiz? Sen ne demek istiyorsun, açıkça söylesene? Doğruları söylemeyin diyorsan eğer, sen bizim mesleğimizin sonunu getirmeye çalışan, saygınlığını hiçe sayan bir hainsin. Fal bakarken doğruları söylemiyorsan eğer senin kafelerde üç liraya tamah eden sahtekarlardan farkın yok.
Titereyen vücüdündan beklenmeyecek bir çeviklikle ayağa kalktı, bize döndü ve dedi:
- Bu kız ne söylediyse tamamen unutun. Ondan araştırmacı olmaz, ancak hikayeci olur ve ben de kendisine bundan sonra hem fal bakarken hem de bakmazken hep hikaye anlatmasını öğütlüyorum. Son bir yılda en sık gördüklerimize gelince, bununla ilgili ayrı bir sunumu iki gün içinde hazırlayıp yapacağıma söz veriyorum.

Sonradan adının Şükriye olduğunu öğrendiğim yaşlı falcı yerine adeta düşer gibi oturduktan saniyeler sonra, arka sıralardaki yeni yetme falcılar ile ön sıradaki başka yaşlıca falcılar deli gibi bir alkış kopardı. Fikret buz kesmiş, kederi sinirli ve gergin bir hal almıştı. Alkışlar devam ederken ön sıradaki bazı kişilerin Şükriye Hanım’ın yüzüne bile bakmadan salondan çıkmak için ayaklandıklarını gördüm. Sadece ben değil, o an Fikret de anladı ki bu yaşlı kadının kuyucücesi olduğunu düşünen tek biz değidik.

Saatime tekrar baktım: 10: 50. Oysa herşey sanki çok daha uzun sürmüştü. Çantamı alıp dışarı çıkacaktım ki vazgeçtim. Fikret’in yanına yürüdüm. Dokunsan ağlayacak gibiydi. O sırada yanımda birini hissettim ama kim olduğunu anlamak için başımı çevirmeye bile gerek duymadım. Böylece Samim, Fikret ve ben tanışmış olduk.

Kahve kuyruğunda kimse bize bulaşmadı. Biz de kahveleri alana kadar herhangi birşey konuşmamaya birbirimizden habersiz karar verdiğimiz için birkaç dakika oldukça sakin geçti. Sonra başımı sola çevirdiğimde, bütün yaşlı falcıların kahvelerini alıp hızlı hızlı ışıksız bir odaya yöneldiklerini gördüm. Şükriye Hanım, kendinden epey küçük bir adamın yardımıyla, ama adeta uçarcasına gidiyordu. Hışmı, öfkesi, siniri yatışacak gibi değildi. O sırada Fikret’in yine aynı kederle ona baktığını ve belki uzun süreden beri ilk defa gerçekten mutsuz olduğunu gördüm. Falcıların falcısı, beni buraya davet eden, annemin arkadaşı, benim dostum Esma yanımızdan aynı öfkeyle geçti...sonra birden durdu, arkasını döndü, “afiyet olsun çocuklar” dedi ve hiçbirimiz karşılık vermeye fırsat bulamadan ilerledi.

- “Esma Hanım anneme benziyor” dedi Fikret.
- “Esma Hanım meleklere benziyor” dedi Samim.

Işıksız odanın kapısı kapanır kapanmaz bir gürültü koptu. İyiyle kötünün Fikret için savaşı başladı diye geçirdim içimden. Biliyorduk; içeride Esma Fikret’i ve bizi bir anne gibi koruyacak, Şükriye’nin kanatlarını yolmaya çalışacağı bu meleğin gözü iki gün boyunca üstümüzde olacaktı.




06 Ağustos 2007

Son Bir Yılda Gördüklerimiz



Sevgili dostlarım,
Son bir yılda neler gördük? Neler görmedik ki desem daha doğru olmaz mıydı?

Bu işe başladığımda daha küçücük bir çocuktum. Bahçesinde Vita yağ tenekeleri içinde sardunya yetiştiren, dalları penceremi tıkırdatıp geceleri beni korkutan ağacın vişneleriyle kokulu reçeller yapan, anlattığı masallarla beni ve mahallenin tüm çocuklarını kahkahalara boğan ananem terziydi. Bu yüzden evimiz her daim etek, pantolon, kışlık kaban, düğün dernek için süslü elbiseler diktirmek için uğrayan kadınlarla doluydu. Yine birgün, hafif bir yaz esintisiyle sardunyaların ve gönlümüzün şenlendiği bir akşamüstü, oğlu bir aya evlenecek olan Hadise Teyze, elinde acı yeşil üstüne krem çizgili bir kumaş, kumaşa uygun iplik ve etek ucuna dikilmesini düşündüğü açık yeşil güpür ile, sıcaktan ve yürümekten soluk soluğa kalmış, çıktı geldi. Gerdanı üç boğum, göbeği beş boğum olan bu Hadise Teyze, kuru mu kuru ananeme hiç benzemese de, her daim al al olan yanaklarını, içten ve gürültülü kahkahasını, kısacası şişmanlara özgü neşesini çok severdim. Ananemle onu içeri buyur ettik ve vişne ağacının altındaki masaya bir sandalye daha çektik. Ne içersin Hadise? / Canım burnuma geldi sabah beri, bir orta bir kahve yapsın da Fikret içeyim. Mutfağa girdim, kahveyi ocağa koydum, penceredeki tül perde hafifçe uçuştu, perdeyi sıyırdım, camın önündeki çiçeklerle konuştum, kahve neden kısık ateşte pişirilir ki diye düşündüm, sıkıldım. Durduğum yerden onları göremesem de dediklerini işitiliyordu. Gelinim pek hamarat. Geçenlerde oğlan çeyizini götürmeye evlerine gittim. Her yer pırıl pırıl. Koltukların altına yumak mı yuvarlamadım, pencere pervazlarını mı parmaklamadım, zerre toz yok. Yemek de biliyor. Altı çeşit pasta yapmış, tuzlusu ayrı tatlısı ayrı. Bir de üzüm şırası getirdi yanında çaydan sonra. Onu bile kendi yapmış. Ananem az konuşurdu, çok dinlerdi: İyi bari oğlun şanslıymış Hadise. Maşallah bir yastıkta kocasınlar. / Ah bi görsem o günleri de başka da birşey istemem. Hah, yaptın mı kahveleri kız, köpük de bilirmiş, ananene çekmişsin. Hadise Teyze kahveyi üç yudumda bitirdi, sonra da fincanı tabağa kapatıp iri göğüslerinin hizasında tutarak çevirdi: Neyse halim çıksın falim. / Hadise kapattın da kim bakacak o fala/ Sen bakarsın kız, elinden her iş gelir senin dedi Hadise, sonra da ananemin karşı çıkışlarını dikkate almadan yeni dünürlerden bahsetti bir süre. Ben masanın yanındaki mindere kıvrılmış, her zamanki gibi ağacın dallarını saymaya çalışıyordum. Bir yandan da ısrarla bacağıma konmayı sürdüren bir kara sinekle uğraşıyordum ama aslında şu fal olayına takılmıştı aklım, zira bizim evde ilk defa fal kapanmıştı. Hadise Teyze parmağını fincana koydu, soğuduğunu anlayınca ananeme uzattı. Ananem bu sefer oldukça kararlı bir şekilde, tövbe elime almam, günah dedi. Hadise Teyze fincanı ananemin eline tutuşturmaya çalışıyor, ananem ittiriyordu. Yaklaşık beş dakika süren bu itiş kakışı ananem kazandı, suratı asılmış Hadise Teyze bakmazsan bakma aman, ölmedik diyerek fincanını kendi açtı, bir iki dakika konuşmadan telvenin orasını burasını inceledi, ara ara kendi kendine mırıldandı: şu yol mu ki, bak göz var galiba evimizin üstünde. Aman aman, gözü kalanın gözü çıksın. Şu bizim gelin mi ki, torun mu ki...... Nedense o an kendimi tutamadım, ayağa kalktım, kadının kucağına oturdum: Hani ben de bakayım Hadise Teyze. Kadın işaret parmağıyla bana gördüklerini gösterdi. Ama benim gördüklerim bambaşkaydı. Ne yol yola ne gelin geline benziyordu. Evet bir torun vardı, ama gelinin karnında ve ölüydü. Dudağımı ısırmıştım, gözlerim büyümüştü. Ne oldu kız Fikret, yüzün sapsarı oldu dedi Hadise Teyze. Ben dedim, başkaca şeyler gördüm teyze, ama söylemem. / Söyle kız, ne gördün cimcime. Fal da mı bilirsin sen / Yok be Hadise, bacak kadar çocuk ne falı bilirmiş. Girme çocuğun aklına, gel kuzum sen buraya bakayım, gel de bana şu teyelde yardım et. / Dur be Fatma Abla iki söyleyiversin çocuk. Çocuk bu, daha ergen değil, ona günah yazılmaz hem. Hadi Fikret, ne gördün bakalım diyiver.

Çocuktum ben. Ne gördüğümü nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Hem gördüklerimin şu yaşadığımız hayatta gerçekten olabileceğini hiç bilmiyordum daha. Ama yine de dedim ki:

Burda bir kadın var. Kahverengi uzun kıvrık saçlı, zayıf, boyu uzunca /hah benim gelin o işte/ bu kadının karnında bir bebek var / ay torun gelecek/ bu bebek...bu bebek kadının karnında. /eee tamam/ ama öyle değil teyze, yani kadının şimdi karnında, sonra değil. Şimdi, hala karnında. Ölsün diye uğraşıyor, çok kederli. Şimdi daha olmamış ama olacak. Allaha çok dua ediyor ölsün diye ve ölecek. Kadın bunu anlayamayacak. Anlamadığı için o da....hastalanacak. Bir adam var, çok üzülecek. Bir kadın var, şişman ve güleç. Etek giymiş, oynuyor. Ama sonra o da çok üzülecek. Bebeğin babası kadından hesap soracak, ama kadın hastalığından kurtulamadığından..../SUS diye bağırdı ananem. Yerinden fırladığı gibi beni teyzenin kucağından indirdi, suratıma okkalı bir tokat atıp evin içine sürükledi. Hadise Teyze dağılmıştı, şaşkındı. Ananem: çocuk işte, uyduruyor Hadise. Hep sen soktun bunları aklına, fal mal bilmezdi o diyordu sürekli. Sonra kadın apar topar kalktı. Böylece, bir falın insanların ruh halini bir dakikada nasıl da değiştirebileceğini daha en baştan öğrenmiştim.

Çocuktum ben. Kim bana inanacaktı. Ama bir ay içinde söylenenlerin hepsi çıktı. Oğlanın düğününden iki hafta sonra, gelinleri sancılandı, doktora götürdüler, kadının iki aylık bebeğinin, nur içinde yatsın, iki haftadır ölü olduğunu ve kadını zehirlediğini söylemişler. Hadise Teyze, oğlu, dünürleri herkes çok üzüldü, herkes perişan oldu ve gelin de yavrusuyla birlikte göçtü gitti. İşte benim yedi yaşıma uzanan maceram böyle başladı sevgili dostlar. O günden sonra ananemin evi terzi için gelmiş numarası yapıp hep fal baktırmak isteyen kadınlarla dolmaya başladı. Ancak ananem hayattayken, kendi evinde bana bir daha fal baktırmadı. Ben de kendimi tuttum ve şu yaşıma kadar bakmadım. Fakat geçen sene onu yitirdim. Koca evde ben, sardunyalar ve vişne ağacı, bir başımıza kalakaldık. İlk başta başsağlığı dilemeye gelenlerin de ayağı bir süre sonra kesildi. Ben de fal bakmaya başladım. Ev dolsun, insanlar gelsin, tek başıma bu yaşımda delirmeyeyim diye...

Son bir yılda neler gördük sevgili dostlarım? Bunu genç ve daha binlerce falla bulanmamış hafızamla size aktaracağım.

Son bir yılda, bizden medet uman, ağzımızdan çıkan iyi şeylere inanan, kötü şeyleri unutan, iyi sözlere matah etmeyen, kötü sözlerde yüzü kararan, dilekleri birbirinin aynı- yani mutlu olmak – olan insanlar gördük. Ve bundan daha çok, biz, mutsuz insanlar gördük. Mutsuzdular, çünkü merak içindeydiler. Gelecekte ne olacağını bilememenin ve sabretmek yerine açgözlülük yaparak önceden öğrenmenin verdiği mutsuzluğun içindeydiler. İyi sözler birkaç hafta/ay/yıl sonra çıktığında, hiç bilmediklerinde şaşıracakları kadar şaşırmadılar. Hiç bilmediklerinde mutlu olacakları kadar mutlu olmadılar. Ama kötü şeyler gerçekleştiğinde, bunları hiç beklemiyorlarmış gibi feryat ettiler. Acı, önceden geleceğini bilsen bile çekilir.

Son bir yılda başka neler gördük sevgili dostlarım? Kocasını aldatan kadınların kocalarının da yıllardır onları aldattığını gördük, başkasının hakkını yiyen ama bunu düşünmediği için vicdanı rahat insanlar gördük, başkasının ahını aldığından yüzündeki nur çoktan gitmiş fakat yine de hep kendini haklı gören deliler gördük, kendinden zayıfa eziyet eden ve buna hak gören kibirli insanlar ve bu insanları ezen daha kibirli insanlar gördük, doğruyu bilip söylemediğinde yüzü bile kızarmayan kaynanalar, kaynanaları ölsün diye dilek tutan gelinler gördük, içkici, ayyaş, küfürbaz kocalar ve bu kocalara büyü yaptırıp yola getirmeye çalışan kadınlar gördük. Kısaca, yalan içinde yaşanan hayatlar gördük.


Ama son bir yılda iyi insanlar da görmedik mi? Gördük. En azından, benim bahçesi sardunyalı evime gelen mahalle dostlarım – ki bunlar manavın, kasabın, bakkalın, erkek terzinin ve iki sokak aşağıdaki toplu konutun kapıcısının karılarıdır, işte onlar dürüst ve doğru insanlar. Onlar ki falı “aman kötü birşey çıkarsa söyleme kız” diye kapatırlar, güzel laflar ettiğimde boynuma atılıp “hadi inşallah” derler, çok büyük laflar etmeme gerek duymazlar, para istemediğimden gelirken bahçelerinden topladıkları meyveleri getirirler, arada da bana fal bakıp telvemde kısmet görürler. Bence bir hayat ne kadar basitse o kadar temiz oluyor. İşte, bunu gördük.

Biliyorum, içinizden bazıları daha ciddi sözler edeceğimi, ülkedeki ekonomik sorunların insanlara nasıl yansıdığı ya da falda en çok çıkan şekillerin yüzdelere göre dağılımı hakkında konuşacağımı düşündü. Peki bunlar ne işe yarayacak? Zaten bildiğimiz ve her seferinde bizi bunaltan onca şekli burda sizlere tekrar etsem ve yirmi falcıyla yapılan zayıf araştırma sonuçlarını aktarsam, bunlar bize gerçeği mi gösterecek? A falcısının falları %70 çıkmış, B falcısının ki %80 çıkmış, ortalama % 60 falda olacağı öngörebiliyoruz desem, bu bizim mesleğimizi daha bilimsel ve saygın mı yapacak? Hayır. Bence bizim mesleğimizin devamı, malesef, insanların mutsuz olmasına bağlı. Ancak mutsuzlar para verip bize gelir, ve bu, konuşmamın ortasında da bahsettiğim gibi, son bir yılda en sık gördüğümüz şeydir.

Fikret Sema Gülçam

26 Temmuz 2007

Falcılar Birliği 3. Olağan Toplantısı Programı




1. Vakit Pazartesi

09.30 - 10.00 : Açılış Konuşması
Nurten Kömür / Kahve Falcısı

10.00 - 10.45 : Son Bir Yılda Gördüklerimiz
Fikret Sema Gülçam / Kahve Falcısı

10.45 - 11.00 : Kahve Molası

11.00 - 12.00 : Toplantı Gündemine Genel Bakış

Hüsrev Dilenli / Tarot Falcısı

12.00 - 14.00 : Öğle Yemeği

14.00 - 15.00 : Bizi Bekleyen Tehlikeler
Esma / Kahve ve Su Falcısı

15.00 - 16.00 : Erkek ve Kadın Falcılar Arasındaki Farklar
Tekin Şensoy / Kahve Falcısı

16.00 - 16.30 : Uzun Bir Kahve Molası

16.30 - 17.30 : Falda Yalan
Şiraz Serin / Kahve ve Su Falcısı

2. Vakit Salı

09.30 - 10.00 : Ölümü Görmek Üzerine Bir Vaka Çalışması

Sedat Köklü / Kahve Falcısı

10.00 - 10.45 : Bir Meslek ve Lanet Olarak Falcılık
Sena Şükür / Su Falcısı

10.45 - 11.00 : Kimsenin Konuşmadığı Bir Kahve Molası

11.00 - 12.00 : Gerçekten Öğrenmek İstiyor musunuz?
Hüsrev Dilenli / Tarot Falcısı

12.00 - 14.00 : Öğle Yemeği

14.00 - 15.00 : Falcının Yıllar Süren Yorgunluğu
Esma / Kahve ve Su Falcısı

15.00 - 17.00: Çalışma Grubu: Tarot ve Su Falı Esasları
Tekin Şensoy & Şiraz Serin

17.00 - 17.30 : Herkese Çok Sıkıcı Gelecek Olan Bir Kahve Molası

17.30 - 18.00 : Falcılar Birliği Başkanlık Oylaması

18.00 - : Kapanış Konuşması ve Kokteyl
Esma / Kahve ve Su Falcısı

3. Vakit Çarşamba

Herşeyin gerçekleşme olasılığının oldukça yüksek olduğu ve hiçbirşey olmasa da fark edilmeden yaşanacak olan birgün.

15 Haziran 2007

Falcılar Birliği Olağan Toplantısı Açılış Konuşması


Ben Nurten. Falcılar Birliği Olağan Toplantısı'na ilk kez katılıyorum. Doğrusu arkadaşım, falcıların falcısı Esma bana bu toplantıdan bahsettiğinde burada toplanıp ne konuşacağımıza anlam verememiştim. Yaptığımız işin zor taraflarını mı tartışacağız? Telvede keşfedilmiş yeni şekiller mi tanıtılacak? Tarot falı için alt fiyat mı belirlenecek? Yalancı, hilekar ve düzenbazlarla baş etme yolları mı öğretilecek? Ki biliyorsunuz artık o kadar çok sahte falcı türedi ki ve insanların dertleri o kadar benzer ki yoldan geçen birini bile çevirseniz fincana bakıp temiz kağıdın var, anahtar var, ev var kuş var fil var, gemi: yolculuktur bu, nazar var boncuk boncuk gözler çıkımış ve üç uzun yolun var biri kapalı diyebilir. Evet, insanların dertleri çok benzer ve herkes kendini farklı zannediyor. Bazen çocukları okul kazanacak mı diye fal baktırmaya gelen göbekli, gıdıklı kadınlara kocalarının metresleri olduğunu, bu metresle çok mutlu olduklarını, kazançlarının üçte birini bu kadınların kirasına, kuaförüne kürküne takısına harcadıklarını söylememek için kendimi zor tutuyorum. Bazen de, allah affetsin, gudubet huysuz sinirli bir kadına mutlu bir haber verirken donuklaşıyorum. İstiyorum ki iyilere hep iyi haberler vereyim, olmuyor.


Sonra bir de bismillah diyip oturanlar var ki onların falında nedense hiç birşey göremem. Allah'ın işi midir nedir, geleceği öğrenme korkusuyla oturanların falı bulanık çıkar, zaten bir daha da gelmezler. Korku. Ben de korkardım eskiden. Fal bakan da baktıran da cehenneme gider denmiş. Hurafe midir bilinmez. Ama sonra düşündüm, bana bu yeteneği allah vermiş. Hem sonra kula da irade vermiş. Hem sonra ekmek parası. Hem sonra insanlara umut kapısı. Dedim.


Herneyse. Burada ne konuşacağız, ne yapacağız? Anlamadığım bir şekilde açılış konuşmasını benim yapmamı istediğiniz için bunu hala bilmiyorum. Bildiğim tek şey, karşımda türlü huylarda birçok falcının oturduğu. Üstünüzden başınızdan anladığım kadarıyla herbirimiz o kadar farklıyız ki. Örneğin siz, öndeki etekli hanım, uzun kırmızı ojeli tırnaklarınız, boynunuzdaki inci kolye ve mükemmel topuzunuzla bir falcıdan ziyade aç gözlü bir müşteriye benziyorsunuz. Siz, beşinci sıradaki gözlüklü bey, sokakta yanımdan geçseniz dönüp bakmayacağım kadar sıradansınız. Ya da siz yelekli hanım, saçınızın dağınıklığı, ellerinizin şişi, sırtınızın kamburu ile evinize gelen bir müşteriyi daha ilk bakışta korkudan bayıltabilirsiniz. İşte bu çeşitliliktir fallarımızı özgünleştiren.


Burada üç gün boyunca sizlerle birlikte olacak olmak bana şimdiden heyecan veriyor. Hepinize hoşgeldiniz diyorum. Hoşgeldiniz falcılar, gelecek görenler, el çizgisi okuyanlar, suda şekil çizenler, İzmir Kordan'da bakla atanlar, Tarot'ta ölüm görünce kartı ters kapatanlar! Hepiniz hoşgeldiniz.