19 Haziran 2007

Unutanın Sıkıcı Hikayesi



Hiç iz yoktu. Masanın üstündeki vazonun kimden geldiğini, terliklerinin renginin neden mor olduğunu, kitaplığın ikinci rafında duran sağdan beşinci kitabın içinde bir not olduğunu, çekmecenin içindeki kutuda 10 sene öncesinin Kaş fotoğraflarının durduğunu, bir ara aşık olduğunu zannedip hoş bir adamın dört yaşındaki oğluna 7 ay annelik yaptığını unutmuştu. Bunlarla birlikte, yani bizi biz yapan bütün o güzel şeylerle birlikte, bizi bir başkası yapan kötü şeyleri de unutmuştu ve zaten bu nedenle yıllar yılı hemen hiç değişmemişti.
Bunu, bu tarihsiz ve talihsiz yaşamı, ıslak ve gri bir Ekim sabahı S.'nin kapısını çaldığımda anladım. S.'nin yüzünde hiç birsey yoktu. Sıcak, soğuk, anlamı, anlamsız, güzel,çirkin; kısacası "ifadesiz" den başka bir sıfatla anlatılamayacak kadar boştu. Ağzının kenarı da alnı da kırışıksızdı, dudakları boyalı ve kirpikleri kıpırdamıyor gibiydi. O konuşmadıkça ben daha çok ezildim ve en sonunda yanlış geldiğimi söyleyip oradan ayrıldım. Bir an elini kaldırdı, beni hatırladı sandım, durduracak sandım, ama o kapıyı arkamdan nazikce kapadı. Merak etmemişti, sormamıştı. Kendime mi acımalıyım ona mı acımalıyım bilemeden kendimi sokağa attım.

15 Haziran 2007

Falcılar Birliği Olağan Toplantısı Açılış Konuşması


Ben Nurten. Falcılar Birliği Olağan Toplantısı'na ilk kez katılıyorum. Doğrusu arkadaşım, falcıların falcısı Esma bana bu toplantıdan bahsettiğinde burada toplanıp ne konuşacağımıza anlam verememiştim. Yaptığımız işin zor taraflarını mı tartışacağız? Telvede keşfedilmiş yeni şekiller mi tanıtılacak? Tarot falı için alt fiyat mı belirlenecek? Yalancı, hilekar ve düzenbazlarla baş etme yolları mı öğretilecek? Ki biliyorsunuz artık o kadar çok sahte falcı türedi ki ve insanların dertleri o kadar benzer ki yoldan geçen birini bile çevirseniz fincana bakıp temiz kağıdın var, anahtar var, ev var kuş var fil var, gemi: yolculuktur bu, nazar var boncuk boncuk gözler çıkımış ve üç uzun yolun var biri kapalı diyebilir. Evet, insanların dertleri çok benzer ve herkes kendini farklı zannediyor. Bazen çocukları okul kazanacak mı diye fal baktırmaya gelen göbekli, gıdıklı kadınlara kocalarının metresleri olduğunu, bu metresle çok mutlu olduklarını, kazançlarının üçte birini bu kadınların kirasına, kuaförüne kürküne takısına harcadıklarını söylememek için kendimi zor tutuyorum. Bazen de, allah affetsin, gudubet huysuz sinirli bir kadına mutlu bir haber verirken donuklaşıyorum. İstiyorum ki iyilere hep iyi haberler vereyim, olmuyor.


Sonra bir de bismillah diyip oturanlar var ki onların falında nedense hiç birşey göremem. Allah'ın işi midir nedir, geleceği öğrenme korkusuyla oturanların falı bulanık çıkar, zaten bir daha da gelmezler. Korku. Ben de korkardım eskiden. Fal bakan da baktıran da cehenneme gider denmiş. Hurafe midir bilinmez. Ama sonra düşündüm, bana bu yeteneği allah vermiş. Hem sonra kula da irade vermiş. Hem sonra ekmek parası. Hem sonra insanlara umut kapısı. Dedim.


Herneyse. Burada ne konuşacağız, ne yapacağız? Anlamadığım bir şekilde açılış konuşmasını benim yapmamı istediğiniz için bunu hala bilmiyorum. Bildiğim tek şey, karşımda türlü huylarda birçok falcının oturduğu. Üstünüzden başınızdan anladığım kadarıyla herbirimiz o kadar farklıyız ki. Örneğin siz, öndeki etekli hanım, uzun kırmızı ojeli tırnaklarınız, boynunuzdaki inci kolye ve mükemmel topuzunuzla bir falcıdan ziyade aç gözlü bir müşteriye benziyorsunuz. Siz, beşinci sıradaki gözlüklü bey, sokakta yanımdan geçseniz dönüp bakmayacağım kadar sıradansınız. Ya da siz yelekli hanım, saçınızın dağınıklığı, ellerinizin şişi, sırtınızın kamburu ile evinize gelen bir müşteriyi daha ilk bakışta korkudan bayıltabilirsiniz. İşte bu çeşitliliktir fallarımızı özgünleştiren.


Burada üç gün boyunca sizlerle birlikte olacak olmak bana şimdiden heyecan veriyor. Hepinize hoşgeldiniz diyorum. Hoşgeldiniz falcılar, gelecek görenler, el çizgisi okuyanlar, suda şekil çizenler, İzmir Kordan'da bakla atanlar, Tarot'ta ölüm görünce kartı ters kapatanlar! Hepiniz hoşgeldiniz.

07 Haziran 2007

Cambaz Hikayeleri - Bir



Cambaz elindeki sırıkla bir kedi çevikliğine yakın adımlarla ipte yürürdü. Yolun yarısına geldiğinde onu izleyenlerin şaşkın/büyük/neşeli/yorgun/bildik bakışlarını görebilmek için aşağıya bakar, sonra bir elini sırıktan çekerek el sallardı. Tam bu anda sendeler ve düşerdi. Yüzündeki gülümseme korkuyla karışık bir kayboluşa doğru çarpılırken, ikinci cambaz - yedekte duran cambaz- salıncakta kendini ona doğru bırakır, hep ucu ucuna onu yakalar ve kurtarırdı. Bu kendini sürekli tekrar eden ve adeta kanıksanmış gösteri hatasına inat, cambazın neden yedeğe alınmadığını, yedek cambazın neden baş cambaz yapılmadığını hiç anlayamazdık.