13 Temmuz 2007

Yedek Cambazın Dediği


Ben yedek cambazım. Tam 5 senedir, ustam baş cambazın izinde/gölgesinde, ustam hastalanırsa diye yetiştirilmiş - ki böyle birşey hiç olmadı, ikili gösteri vaadiyle ilk seneler heyecanlanmış olan yedek cambaz Halim'im ben.

Küçükken gecekonduların yıkılmasıyla binalaşmış mahallemizde, anahtarını kapı üstünde unutan komşu teyzeler için balkondan balkona tırmanır, açık pencerelerden evlere girer, ocakta unutulmuş patlıcan, fasulye, pilav, dolma ve imam bayıldıları son anda yanmaktan kurtarır, evin içinde hızlı bir tur attıktan sonra gidip teyzelere kapıyı açardım. Sanırım beni kötü biri olmaktan alıkoyan ilk hayır dualarımı böyle aldım.

İşsiz hayatımın en büyük gösterisi, gece yarısı altıncı katta oturan sevgilim Nurcan'ın odasına tırmanmak değil, az iniltili bir sevişmeden sonra yan odada uyuyan babasından kaçmak için pencereden aşağıya atlamaktı. Önemsiz birkaç kemik dışında kırılan bir yerim olmamakla birlikte, bir yerlerden atlamak bu olaydan sonra benim için vazgeçilmez oldu ve bunu iş edinmeye karar verdim. Fakat mahalle çocuklarının önünde ya da sünnet düğünlerinde yaptığım ufak çaplı gösterilerden ancak sigara ve belki de birkaç bira parası çıkarabiliyordum.

Bir gün, yine aklına estiği gibi çıkıp geliveren dayım ve onun kederli eşi/küskün çocuklarıyla otururken, "Bana çekmişsin hayta, ama artık para kazanman lazım" demişti dayım. Sonra da göz kırpmıştı. Sen de benim gibi hırsız olacaksın, başka yolu yok der gibiydi. Bu sırada İstanbul'a kısa bir süreliğine gelen Rus sirkinin siyah beyaz gösterisini izliyorduk televizyonda. Önce sarışın güzel bir kadın kafasını azgın bir aslanın ağzının içine soktu ve annem "ekmek hakikaten aslanın ağzında baksanıza" dedi. Ardından iki küçük çocuğun çevirdiği ipin üstünden ağır adımlarlarla atlayan bir fili izledik. Ateşten bir çemberin içine korkusuzca dalan köpekler gördük ve hepimiz bu hayvanların nasıl olup da bu kadar evcilleşmiş, uysal olduğuna toplu halde şaşırdık. Oysa Pavlov'dan önce bile - ki sirk camiasında kendisi bir üstat olarak tanınır, koşullanma buluşları her sirkçinin göz bebeğidir - bu hayvanların açlıkla terbiye edildiği, üç gram yemek için ayakları kızgın ateşte yürüdükleri bilinirmiş.

Dayımın göz kırpmaları, el işaretleri ve dokundurmalarından fırsat buldukça izlediğim gösteride beni en çok etkileyen, ününü mesleğin ilk günlerinde öğrendiğim Rus ip cambazı Viladimir oldu. Trapezci dört kız sahnenin sağından ve solundan kendilerini bırakarak havada değişik gösteriler yapıyorlar, trapezlerin düşüş hızıyla sallanan ipte Viladimir hiç beklenmeyecek bir rahatlıkla elleri açık bisiklet sürüyordu. Gösteri bittiğinde kamera seyircilere odaklandı, çocukların ve büyüklerin alkışları, çığlıkları, ıslıkları arasında Viladimir bu sefer kendini boşluğa bırakıp havada dört ters takla atarak sağlam biçimde yerdeki toprak alana indi. Her zamanki zarafetiyle seyirciyi selamladı, trapezci kızları da yanına alarak sahneden ayrıldı. İşte bir gecede hırsızlıktan cambazlığa böyle geçtim.

Tam beş senedir, bu sirkte, allahın unuttuğu bu insanların arasında oradan oraya, büyük küçük kasaba ve şehirlere yolculuk ediyorum. Ustam, ilk başta bana çok sevecen geldi. Onu bir baba gibi sevmem gerektiğini, bir abi gibi her dediğini yapmam gerektiğini anlattı ilkin. Kısa boyu ve kırlaşan saçlarıyla sarışın Rus cambazdan farklı olsa da, buradaki kadınlar arasında belli bir popülerliği vardı. Bu da benim hoşuma gidiyordu, zira ne de olsa ben de yetişip bir gün onun gibi olacaktım. Ondan çok şey öğrendim, hakkını yiyemem. Öğrendiklerimle ve belki yaşımın da getirdiği bir hevesle hergün farklı bir gösteri fikirleriyle çıkar oldum karşısına, ama ustam bunların hiçbirini uygulamadı, çıraklığım hiç bitmedi.
Sonra bir akşam, her evin balkonunda renkli fenerlerin asılı olduğu bir kasabada turnedeyken, asla hayal edemeyeceğim birşey oldu: ustam gösteri sırasında sendeledi. Belki sadece beş saniyede gerçekleşmiş bu olay sırasında, beş yılda hiç olmadığı kadar heyecanlanarak trapezimi aşağı bıraktım, ustamı son anda kolundan tutup trapeze çektim. Sanki sözbirliği etmişçesine ikimiz de seyircilere bakıp el salladık ve bu önceden planlanmış gibi davrandık.

O gece, üstümüzü değiştirirken, ustam belli belirsiz bir ses tonuyla "sağol, az kaldı ölüyordum" dedi sadece. Sendelemeyi gururuna yediremediğini bildiğimden ve endişelenecek birşey olmadığını düşündüğümden ona birşey sormadım. Ama ertesi gün aynı şey yine oldu ve sonra yine ve sonra yine ve hep! Seyirci bunu hala bir numara olarak gördüğünden ustam ipe çıkar çıkmaz sessizlik başlıyor, ustam yürümeye başladığında salondan çıt çıkmıyor ve düşüşe geçtiğinde herkes bana bakıp bağırmaya başlıyordu. Alkışların ustama mı bana mı geldiğini hiç bilmeden aylar geçirdim.

Ustam artık bana teşekkür de etmiyor. Her gece, birbirini tekrar eden bu gösteri hatasına rağmen, ne o ne de yönetim benim yedek cambazlıktan baş cambazlığa geçmemin zamanı geldiğini ima bile etmediler. Ve ben o kadar sıkıldım ki....

Bilirsiniz, her çırak "yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım" şarkısının neşesinin de gösterdiği üzere, içten içe ustasının ölmesini ya da daha masumca ifade etmem gerekirse 'gitmesini' ister. Ben de bu gece ustam sendelediğinde trapezimi daha yavaş kullanacağım. Benim çok hain ve kötü niyetli olduğumu düşünebilirsiniz, ama şu an bu pek umrumda değil. Ustam bugün ölecek!

9 yorum:

elegimsagma dedi ki...

börfüm,
böyle elif şafak'ı ilk okudugum zamanları anımsadım son yazını okuyunca, "mahrem"i okurken de böyle hissetmiştim, harikasın, devam.

Deniz Ural dedi ki...

Harika!
Ama ben biraz daha devam etmesini istiyorum. Bu çırağın sirkteki hayatını da merak ediyorum mesela.

yakınuzak dedi ki...

Valla berfucum,
Benim sana daha söyliyceem bişey yok. Ama burda kalmamalı bunnar, bu ülke bu yeteneği görmeli diyorum..

KuzeyGüney dedi ki...

Arkadaslar, arka arkaya gelen yorumlarınızla beni adeta costurdunuz, sagolun. Ama ben daha olmadım, adeta bir fırın ekmek yemem lazım:)

Denizcim, bakiyorum siparisler verilmis, cambazın sirk hayatini gormek isterim falan. Saka bir yana, dur bakalım, ben de daha tam neler olacağına karar vermedim. Bakarsın sirk hayatına da gireriz.
Opuyorum siziiiii.

Deniz Ural dedi ki...

Berfucum, müşteri memnuniyeti de önemlidir ama, lütfen. :) (Sadece öykünün bende yarattığı duygunun merak olmasından kaynaklıdır isteğim, yanlış anlaşılmayala.)

Bu sayfalar biraz daha dolduktan sonra 'ne yapacağım' diye düşünmene bile gerek kalmayacak bence kuzicim, kalemin seni yönlendirir zaten. Sen böyle içinden geldiği gibi yaz, biz de okuyalım ne güzel...

tehanu dedi ki...

berfu, muhtesem!!!
acayip etkilendim yaw...

Umut DURAK dedi ki...

yedek cambaz, ustan kim :), bir gece ustam kim oynayalım, he mi?

EdWood dedi ki...

Elif Şafak'ı hatırlatmışsın bir arkadaşına, bana İhsan Oktay'ı da hatırlattın. Ama mesela "koşullanma buluşları her sirkçinin göz bebeğidir" açıklamasında kuzeygüney'deki sohbet dilin var yine. :)
Çok güzelmiş çok.

KuzeyGüney dedi ki...

Hihhh, hoşgeldin:) Uzun süredir yorum almamıştım buraya, değişik oldu.
Kime benziyorum konusunda, malesef henuz bir tarz oturtmadigim icin, herkese biraz benziyorum sanirim:/ Daha cok caliscam, söz.