
Zarlar ceviz ağacından yapılma, dışı oymalı işlemeli, kayınpederin o yirmi yıllık tavlasının orta yerine küt diye düştüğünde ağzımdan çıkıveren bir "Mutsuzum" lafı ile, yedi senelik evliliğim biter mi acaba?
Karım, Ayla Anne ve Hilmi Baba'nın, ortaya fırlatılıp atılan ya da daha iyi ifade etmek gerekirse kusulan bir "mutsuzum" sonrası "hayırdır" diye soran, yalvaran gözleri...en sonunda karımın insiyatifi ele alıp "eve gidelim, çocuk bu akşam annemlerde kalsın" diyerek beni bu can sıkıcı durumdan kurtarması...sonra eve gidişimiz ve en sonunda kanepeye oturup, bir de sigara yakıp karşılıklı...yo yoooo önce bir kahve yaptı karım...sonra geldi, kanepenin soluna, dizlerini yukarı topladı, kollarıyla bacaklarına sarıldı ve ondan sonra dedi: "ne oldu Deniz, neden mutsuzsun?"
Ben demek ki karımı küçümsemişim...ben demek ki pek de tanıyamamışım onu...en azından onun beni tanıdığı kadar...Çünkü ben sanmışım ki bir "mutsuzum" lafıyla bile, herşeyin mükemmel gittiğine inanan, güvenen karım bir anda yıkılabilir, bunun üstüne günlerce histerik tepkiler verebilir ve Nazlı'nın hep dalga geçtiği "ben sana saçımı süpürge ettim, birgün şikayet etmedim" kadınlarına dönebilir ansızın. Yanılmışım. Onun yerine, karşımda anlayışla oturmuş...sabırla...anlatırsan dinleyeceğim diyor...her haliyle böyle diyor...anlatmazsan üzüleceğim, anlatırsan da hazırım.
Ben, yani D., korkak bir adamım. Öyle miyim? Desem ki şimdi bir Nazlı vardı, hatırlıyor musun, yıllar önce...senden önce...İşte ben onu gördüm geçenlerde. Çok uzaktan...hem de nerde bir bilsen...o bahçede! O bahçeye senle hiç gitmedik. Sen bir kere dedin gidelim diye ve hatta evlilik yıldönümümüzde, hatırlıyor musun? Ne demiştim o zaman sana? Aaaa evet, orası Fransız Kültür'ün lokali ama şarapları falancanınkiler kadar leziz değil. Oraya gitmeyelim...daha güzel daha pahalı daha güzel şaraplı yerlere gidelim...Ve sen bana hiç sormamıştın "nerden biliyorsun oranın şaraplarının güzel olmadığını?" Sorsaydın da diyebilir miydim ki sana "Ben çünkü o bahçeye çok gittim Nurcan. Bir kadının, büyük bir zeytin ağacı altındaki neşesini paylaşmaya". İşte onu gördüm ve evet çok uzaktan da olsa ve yıllardır görmemiş olsa da artık duruşunu ezbere bildiğinden midir nedir hemen farkediyor insan...yok yok irkiliyor. İrkildim ben de Nurcan. Sonra kaçtım ordan. Gerisin geri çıktım dışarı. Desen ki zaten niye girmiştin....onu ben de bilmiyorum. Geçiyordum bahçenin önünden ve şöyle bir bakayım dedim. Bir bakayım zeytin ağacı yerinde mi. Yerindeydi zeytin ağacı da Nazlı da. On senede sanki hiç birşey mi değişmez. Yooook değişir. Bak bu sefer, üstünde bir elbise vardı ki o hiç giymezdi öyle şeyler. Bir kot, üstüne dar bir bluz. Hep ama hep. Şimdi incecik, etekleri uçuşan bir elbise, altında topluklu yazlık ayakkabılar...Demek ki beş saniye de baksam görmüşüm bunları...kaçmadan önce! Soracaksın biliyorum, ben de sordum kendime: "nasıl böyle birdenbire, beş saniye içinde altüst olur hayat, dengen kaybolur, başka bir aleme dalarsın? Nasıl, nasıl, nasıl D.?" Bilmiyorum. İnan aklımda yoktu senelerdir. Bu yıllarca sigara içmemek ve sonra arkadaşın Faik bol rakılı bir geceden sonra "yak bi tane birader" diyince içe çekilen o nefes sonrası, tekrar sigaraya dönmek gibi. Ya da ne demiş şair "Uykudaydı yıllardır / Ölü gibi / Unutmuştuk çehresini / Ve dalmıştık bir güzel oyuna/ Uyandı! / Şimdi artık ya kaçmak / Ya göçmek lazım". İşte, öyle.
Ben, yani D., korkak bir adam olduğum için bütün bunları söylemek yerine şöyle dedim:
-İşten çok sıkıldım, çok kafamı kurcalıyor bu konu. Ayrılmayı düşünüyorum. Ama birşey bulmadan ayrılırsam da biriktirdiğimiz paradan kullanmam gerekecek.
Karım buna her nasılsa inandı. Çok kredim var çünkü...henüz harcamadığım, yıllardır birikmiş olan...hiç bi yanlışımı görmemiş çünkü. Yıldönümlerini unutmamışım, - 18 Ağustos - doğumgünlerini - 5 Nisan - , ölümgünlerini - "ananemin sene-i devriyesi" dediğinde karım, yanına oturup "çok iyi bir kadıncağızdı toprağı bol olsun" demeyi - , kandillerde eşimin başka şehirlerde oturan büyük halalarını, dayılarını, amcalarını aramayı, bayramlarda yine aramayı ve faturaları yatırmayı, pazar alışverişlerini, gazeteden kupon kesmeyi, arabanın 10000/20000/50000 bakımını ve dahi karımın sıkıcı iş arkadaşlarının adlarını bile unutmamışım bunca senedir. Biriktikçe birikmiş, koca bir yığın olmuş benim karımın gözündeki inandırıcılığım, sağlamlığım, gerçekliğim. Bak ne hatırladım şimdi. Bir keresinde Nazlı şöyle demişti: "O kadar güvenilir duruyorsun ki, bazen sevgili değil arkadaş olabiliriz sadece diye düşünüyorum. Ya da karı koca". O zaman arkadaş lafını duyunca irkilmiş, karı koca lafını duyunca sevinmiş ve sırf bu yüzden aslında ne demek istediğinin üstünde durmamıştım. Ve şimdi, on sene sonra çattt diye aklıma bu cümle geliyor, bütün örtük anlamları aralanmış, apaçık! Sevgili değil karı-koca.
Zarlar ceviz ağacından yapılma, dışı oymalı işlemeli, kayınpederin o yirmi yıllık tavlasının orta yerine küt diye düştüğünde ağzımdan çıkıveren bir "Mutsuzum" lafı ile, yedi senelik evliliğim tabii ki bitmez. Ama şimdi kaçacaksam da göçeceksem de hemen karar vermek lazım: NEREYE?
Ben D., bu kadar korkak olmasam, yarın o bahçeye giderdim.
Resim: Jeroen Sparla - Polite Conversation
Karım, Ayla Anne ve Hilmi Baba'nın, ortaya fırlatılıp atılan ya da daha iyi ifade etmek gerekirse kusulan bir "mutsuzum" sonrası "hayırdır" diye soran, yalvaran gözleri...en sonunda karımın insiyatifi ele alıp "eve gidelim, çocuk bu akşam annemlerde kalsın" diyerek beni bu can sıkıcı durumdan kurtarması...sonra eve gidişimiz ve en sonunda kanepeye oturup, bir de sigara yakıp karşılıklı...yo yoooo önce bir kahve yaptı karım...sonra geldi, kanepenin soluna, dizlerini yukarı topladı, kollarıyla bacaklarına sarıldı ve ondan sonra dedi: "ne oldu Deniz, neden mutsuzsun?"
Ben demek ki karımı küçümsemişim...ben demek ki pek de tanıyamamışım onu...en azından onun beni tanıdığı kadar...Çünkü ben sanmışım ki bir "mutsuzum" lafıyla bile, herşeyin mükemmel gittiğine inanan, güvenen karım bir anda yıkılabilir, bunun üstüne günlerce histerik tepkiler verebilir ve Nazlı'nın hep dalga geçtiği "ben sana saçımı süpürge ettim, birgün şikayet etmedim" kadınlarına dönebilir ansızın. Yanılmışım. Onun yerine, karşımda anlayışla oturmuş...sabırla...anlatırsan dinleyeceğim diyor...her haliyle böyle diyor...anlatmazsan üzüleceğim, anlatırsan da hazırım.
Ben, yani D., korkak bir adamım. Öyle miyim? Desem ki şimdi bir Nazlı vardı, hatırlıyor musun, yıllar önce...senden önce...İşte ben onu gördüm geçenlerde. Çok uzaktan...hem de nerde bir bilsen...o bahçede! O bahçeye senle hiç gitmedik. Sen bir kere dedin gidelim diye ve hatta evlilik yıldönümümüzde, hatırlıyor musun? Ne demiştim o zaman sana? Aaaa evet, orası Fransız Kültür'ün lokali ama şarapları falancanınkiler kadar leziz değil. Oraya gitmeyelim...daha güzel daha pahalı daha güzel şaraplı yerlere gidelim...Ve sen bana hiç sormamıştın "nerden biliyorsun oranın şaraplarının güzel olmadığını?" Sorsaydın da diyebilir miydim ki sana "Ben çünkü o bahçeye çok gittim Nurcan. Bir kadının, büyük bir zeytin ağacı altındaki neşesini paylaşmaya". İşte onu gördüm ve evet çok uzaktan da olsa ve yıllardır görmemiş olsa da artık duruşunu ezbere bildiğinden midir nedir hemen farkediyor insan...yok yok irkiliyor. İrkildim ben de Nurcan. Sonra kaçtım ordan. Gerisin geri çıktım dışarı. Desen ki zaten niye girmiştin....onu ben de bilmiyorum. Geçiyordum bahçenin önünden ve şöyle bir bakayım dedim. Bir bakayım zeytin ağacı yerinde mi. Yerindeydi zeytin ağacı da Nazlı da. On senede sanki hiç birşey mi değişmez. Yooook değişir. Bak bu sefer, üstünde bir elbise vardı ki o hiç giymezdi öyle şeyler. Bir kot, üstüne dar bir bluz. Hep ama hep. Şimdi incecik, etekleri uçuşan bir elbise, altında topluklu yazlık ayakkabılar...Demek ki beş saniye de baksam görmüşüm bunları...kaçmadan önce! Soracaksın biliyorum, ben de sordum kendime: "nasıl böyle birdenbire, beş saniye içinde altüst olur hayat, dengen kaybolur, başka bir aleme dalarsın? Nasıl, nasıl, nasıl D.?" Bilmiyorum. İnan aklımda yoktu senelerdir. Bu yıllarca sigara içmemek ve sonra arkadaşın Faik bol rakılı bir geceden sonra "yak bi tane birader" diyince içe çekilen o nefes sonrası, tekrar sigaraya dönmek gibi. Ya da ne demiş şair "Uykudaydı yıllardır / Ölü gibi / Unutmuştuk çehresini / Ve dalmıştık bir güzel oyuna/ Uyandı! / Şimdi artık ya kaçmak / Ya göçmek lazım". İşte, öyle.
Ben, yani D., korkak bir adam olduğum için bütün bunları söylemek yerine şöyle dedim:
-İşten çok sıkıldım, çok kafamı kurcalıyor bu konu. Ayrılmayı düşünüyorum. Ama birşey bulmadan ayrılırsam da biriktirdiğimiz paradan kullanmam gerekecek.
Karım buna her nasılsa inandı. Çok kredim var çünkü...henüz harcamadığım, yıllardır birikmiş olan...hiç bi yanlışımı görmemiş çünkü. Yıldönümlerini unutmamışım, - 18 Ağustos - doğumgünlerini - 5 Nisan - , ölümgünlerini - "ananemin sene-i devriyesi" dediğinde karım, yanına oturup "çok iyi bir kadıncağızdı toprağı bol olsun" demeyi - , kandillerde eşimin başka şehirlerde oturan büyük halalarını, dayılarını, amcalarını aramayı, bayramlarda yine aramayı ve faturaları yatırmayı, pazar alışverişlerini, gazeteden kupon kesmeyi, arabanın 10000/20000/50000 bakımını ve dahi karımın sıkıcı iş arkadaşlarının adlarını bile unutmamışım bunca senedir. Biriktikçe birikmiş, koca bir yığın olmuş benim karımın gözündeki inandırıcılığım, sağlamlığım, gerçekliğim. Bak ne hatırladım şimdi. Bir keresinde Nazlı şöyle demişti: "O kadar güvenilir duruyorsun ki, bazen sevgili değil arkadaş olabiliriz sadece diye düşünüyorum. Ya da karı koca". O zaman arkadaş lafını duyunca irkilmiş, karı koca lafını duyunca sevinmiş ve sırf bu yüzden aslında ne demek istediğinin üstünde durmamıştım. Ve şimdi, on sene sonra çattt diye aklıma bu cümle geliyor, bütün örtük anlamları aralanmış, apaçık! Sevgili değil karı-koca.
Zarlar ceviz ağacından yapılma, dışı oymalı işlemeli, kayınpederin o yirmi yıllık tavlasının orta yerine küt diye düştüğünde ağzımdan çıkıveren bir "Mutsuzum" lafı ile, yedi senelik evliliğim tabii ki bitmez. Ama şimdi kaçacaksam da göçeceksem de hemen karar vermek lazım: NEREYE?
Ben D., bu kadar korkak olmasam, yarın o bahçeye giderdim.
Resim: Jeroen Sparla - Polite Conversation

3 yorum:
D.'nin Berfu'ya söylediği:
"Yeni bir öykü görmek ne güzel burada!" :)
Tutunamayanlar'daki evlilik sahnelerini anımsattı bana D.nin düşünceleri. Umarım devam eder bu öykü daha.
D. nin eşi ne kadar dayanabilirdi acaba gerçeği duysa?
Savurdun bizi İzmir sahillerine be yazar! İyi de ettin :)
...Ve dedi ki D.: "Ben görmeseydim Nazlı'yı yani demem o ki hiç görmemiş olmasaydım, mutsuzluğumun farkına varmazdım; çünkü ben öyle bir adamım ki aslında öyle cesaretsiz elimdeki dalı bırakmak için başka bir dalı tutmam gerekir. Yoksa düşerim. Ve bilirsin ki; düşmek can yakar, çok hem de...
Ah, affetmek ve kurtulmak lazım. ama nasıl olacak bu?
Yorum Gönder